top of page

Tanrısal Varlıklar ve Tanrı

6 Eki
2 dakikada okunur

"Leyleğin yuvasındaki üç yavrusundan birini , yuvadan aşağı atmasında çok önemli detaylar vardır." Ya da sürüdeki zayıf olan aslanı, büyük erkek aslanların daha bebeklik döneminde bile olsa bu yavru aslanı boğarak öldürme iç güdülerinde... ve biz, bizler sadece dünya üzerinde yaşayan evrimini gelişimini sürdüren bir canlı türüyüz. Maymunlardan gelmedik, ancak onlarla ortak bir gen havuzunu paylaşan kuyruksuz bir insansı maymun türünden geliyoruz. Zamanla maymunlardan farklı şekilde evrim geçirerek kromozom sayılarımızı değiştirdik. Bu süreç milyonlarca yıl zaman alacaktı. Sonunda insansı/bilinç seviyesi belirtilerini sergileyecek kadar evrimleştik. Bu durum galaksimizdeki üst medeniyetlerin dikkatini çekti. Tanrısal varlıklar bu durumu üzerine çalışılabilir, adeta emek verilebilir bir cevher olduğunu hemen anladılar. Çünkü onlar sadece bizi değil kainattaki bizler gibi, evrimlerinde belirli bir eşiği aşan yaşam formlarını, tespit edip gerekli müdahaleyi yapmak ile yükümlüler. 

​

Onlar kim mi? 

​

İşte maddesel alemden, tanrısal çekim alanına doğru geçiş bu soru ile başlar. Bu geçiş adeta dünyaya girerken atmosfer sürtünmesinin bizi kor aleve dönüştürmesi gibidir.


​

Onlar; bilinen algının çok dışında bir canlı medeniyet, ne tam olarak biyolojik canlılar diyebiliriz, ne de tam olarak tanrısal. Ara katmanda onlar yer alıyorlar. Onlara, melekler, uzaylılar her ne derseniz deyin. Belirli zamanlarda ortaya çıkarlar, şekil şemale bürünebilirler, suret değiştirebilir, aramızda bile dolaşabilirler. (Burada ayrımı iyi belirlemek gerek, sosyal medyada pompalanan yalandan bahsetmiyorum. Yani uzay aracıyla dünyaya gelmiyorlar, bilim kurguda anlatılan ufo betimlemesi ile benim bahsettiğim şeyler değil. Evet bahsedilen "UFO" tarzında yaşam döngüleri var ancak onlar da bizler gibi medeniyetler katmanındalar, Melekler katmanında değiller, tanrı hiç değiller!)

​

Peki biz onları nasıl fark edebiliriz?

​

Aslında biz onları görüyoruz ancak algılayamıyoruz. Bu ışığın dalga kırılma boyu ve gerçeklik algısı ile orantılı bir denklem üzerinden şekil alan bir boyutta gerçekleşen gerçeklik. Biz bu durumda üst bilinç, alt bilinç çatışması yaşıyoruz. Üst bilinç onları fark edemez iken, alt bilinçlerimiz bir gariplik olduğunu seziyor. Lakin, şu yaşadığımız dünya da insanlar alt bilinçlerini neredeyse taşlaşmış'casına susturmuşken, bu denklem nasıl devam edebilecek. Nasıl onları yeniden algılayabilir hale dönüşeceğiz. 


​

Bu bir dizi olaylar serisi sonunda insanlığın da doğal olarak iteklenerek/tetiklenerek bazı gerçekler karşısında bu frekansa, yani alt bilinç benliklerindeki frekansa tekrar ulaşmalarına vesile olacak. (Epifiz Bezi, Pineal Gland)

​

Ve...

 

İnsanlıkta ikinci perde açıldı. İnsanlık milyonlarca yıl azar azar evriminde ilerler iken bir anda medeniyetler, imparatorluklar kurma seviyelerine erişebildi. Bu noktada; anlatılan kadim öykülerde hata olduğunu düşündüğüm bir nokta var. O da galaksimizden yardım için gelenlerin, zamanla insan kadınlarımızı cazip bulmaları saçmalığı. Bu ancak bir insan hayal gücünün saçmalığı olabilirdi. Galaksimizden gelenler, bizi bir eşikten atlatıp, kendimizi geliştirebileceğimiz sistemi öğretip aramızdan tekrar çekilmişlerdir. Çekilmeleri için özel bir sebep yoktur, bu sadece bizim kendi yolumuzu bu öğretiler ile nasıl çizeceğimizin gözlemlenmesidir. 

​

Bu nedenle;

​

İnsanlık binlerce yıldır izleniyor.

Ama kanıtlanamıyor.


Yorumlar


bottom of page