Kader, redakte edilebilir mi?
Kader nedir, nasıl redakte edlilir.
Öncelikle kader olgusunu atomlarına bir ayıralım, tıpkı parmak izlerimiz gibidir kaderler de. Her canlının kendi benliğinde sürekli üfleyerek canlı tuttuğu bir ateş gibidir kader. Eğer çabayı, gayreti bırakır isen (karder'in) ateşin har'ı geçer. Söner, küle döner.

Kader çok katmanlı bir yapıya sahiptir, sanki bir makinanın dişlileri gibi. En zayıf dişli burada insandır. İnsan eğer kendi kaderindeki tamamlanmayı yakalar ise, Koca çark da bir devinim başlatır ve oluşan frekans bir sonraki dişliyi harekete geçirir. Bu devinim bir sonraki çarkta ailenin kaderindeki bir çok boşlukları, zayıflıkları ortadan kardırır. Bu çark da tamamlanınca bir üst çark Soy çarkı olacaktır. Hepimiz bu noktalara geldiğimizde eğer soylarımızı araştırır isek, çok garip varlık nedenleri bulabiliriz bu hayata dair kendimizde.
Çarkların dönmesini idrak ettiysek ve devam etmek istiyorsak bir sonraki çarkın kolektif insan bilinci çarkı olduğunu farkederiz. Kollektif insan bilinci yarattığı kaderde bir tamamlanma yaşamak durumunda kalacaktır. Yaratacağı iki farklı kader olasılığı görüyorum. İlki savaşarak kendi sonunu getirmesi, ikinci olasılık savaşmak için artık bir neden bulamayacak bilinç seviyesine ulaşmak.
Daha detaylıca anlatıyorum;
Kolektif bilinç bu güne kadar çatışa çatışa geldi ancak böyle devam ettiremeyiz. Artık nükleer var, yani çatışmanın bir tarafı doğanın bir yasasını ihlal etti. Döngü bozuldu ve sonuna gelindi. Yani bugüne kadar olan yüzbinlerce yıllık insanlık çatışmaları hiçbir zaman insanlığın sonunu getirecek kadar ciddi bir tehdit yaratmamıştı. Ancak artık nükleer var. Bu anlattıklarım apokaliptik bir senaryo olması için değil, insanlara korku yayması için hiç değil. Tam tersi, aydınlanma yani güneş, karanlığın en dip noktasında iken doğmaya başlar.
Oluşturduğumuz kolektif bilinç eğer çatışmayı seçer ise yolun sonu hemen şimdi, kadar yakın! Ancak çatışmak yerine, birbirimizi kabul edip bu dünyadaki varlığımızı anlamlandırır isek, zamanı geldiğinde birbirimizin ne kadar birbirimize ihtiyacı olduğu günler gelecek. O günler hemen gelmeyecek insanlığa kolektif bilinçte halkayı tamamladığı için, yeteri bir zaman tanınacak. Medeniyetimiz artık uzaya daha fazla araştırma, madencilik, ticari seferler için gidecek ve insanlık diğer gezegenlere yayılacak. Bu durum galaktik düzeyde kayda değer bir frekans yaratacak ve diğer medeniyetlerin dikkatini çekecek.
Bu esnada işte insanlığın ortak kolektif kaderi yazılıyor olacak. An ve an.. Çünkü dikkatini çektiğimiz medeniyetler bize güzel amaçlarla da gelebilir, kötü amaçlarla da. Eğer kötü amaçlarla gelirler ise, hali hazırda zaten birbirini yiyen, sürekli birbiriyle savaşan insanlık ne yapabilir? Bu sorunun cevabını kaç kişi sordu şu hayatta bilemiyorum ama yüzümüze hafif bir tebessüm kondurduysak konunun daha derinlerine inelim.
O diyor ki benim dinim yücedir, kutsaldır, öteki diyor ki hayır benim ki kutsaldır. Sanki bir baba'nın evlatları arasında çıkmış bir kavga. O diyor ki babam en çok beni seviyor, öteki diyor ki hayır babam en çok beni seviyor. Malesef ki bu paragrafta bir çoğumuz buz kesecek ancak dinler bu hale gelmiş, getirilmiş durumda.
Ancak dinlerin özünü, felsefesini anlar isek aslında birbirimizi ayrıştırmak yerine tüm dinlerin tek bir ortak öğreti ağacından geldiğini bile görebiliriz. İşte malesef ki gören gözler için, hakikat her zaman ortada-ymış. Hangi perspektiften olaya baktığınız her şeyi değiştirebilir.
ve işte.. "O gün" anlayacağız yüzbinlerce yıl insanlar olarak boşuna çatışıp durmuşuz. Şimdi artık galaktik boyutta birlik zamanıdır. O halka da da eğer doğru tamamlanma gerçekleşir ise, evren de kendi içindeki tamamlanmayı arıyor ve bulmuş olacak. Buraya dikkat...
Bu tamamlanma gerçekleşir ise, Evren tıpkı bir su baloncuğu gibi puf diye yok olacak. Ancak bu puf olma anı bir saniyeden ibaret değildir. Evrenin katmanında puf olma sahnesi, dünya katmanına ve galaktik katmanlara indirgendiğinde milyonlarca yıllık bir döngüye denk gelmektedir. Yani Tanrı ve tanrının kutsal çekim alanına yaklaştıkça zaman kavramı silinmeye, azalmaya başlar. Hiçlik gibi o alana yaklaştıkça artık zaman bile bundan kaçamaz ve azalır.
Halbuki, bilinen tek şey "zaman" değil midir, evrilemeyen, eğilemeyen, bükülemeyen. Kutsal kabul edilen..
İşte dostlarım bu noktada çok derinlere iniyoruz, Tanrı ne ışıktır, ne de zaman. Tanrı ışığı da, zamanı da kullanabilir. O her şeye kadir olandır.